Cumhuriyet Tarihi

1926 İzmir Suikastı: Atatürk’e Kurulan Pusu ve Sonuçları

1926 İzmir suikast girişimi: Ziya Hurşit’in planı, Kemeraltı’ndaki pusu, Ayıcı Arif, Elhamra’daki İstiklal Mahkemesi ve İttihatçıların tasfiyesi.

Yazan: · · Güncellendi: · 2 dk okuma

İzmir Suikastı, Haziran 1926’da Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir ziyareti sırasında öldürülmesini amaçlayan ve son anda ortaya çıkarılan bir planın adıdır. Plan uygulanamadı; ancak ardından açılan davalar, genç Cumhuriyet’in en sert siyasi hesaplaşmalarından birine dönüştü. Bir zamanlar aynı cephelerde savaşmış insanların birbirinin karşısına geçtiği bu olay, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki iktidar mücadelesini anlamak için önemlidir.

Suikastın arka planı

Cumhuriyet’in ilanından sonra Mustafa Kemal’in yönetim anlayışına karşı çıkan çevreler vardı. Bir kısmı eski İttihat ve Terakki kadrolarından geliyordu; bir kısmı da 1924’te kurulan ve 1925’te kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın etrafında toplanmıştı. 1925’teki Şeyh Said İsyanı’ndan sonra çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ve kurulan İstiklal Mahkemeleri, muhalefete karşı geniş yetkiler sağlamıştı. Suikast girişimi bu gergin ortamda ortaya çıktı.

Plan: Kemeraltı’nda bir pusu

Suikast planının merkezinde eski Lazistan milletvekili Ziya Hurşit vardı. Plana göre Gazi Paşa İzmir’e geldiğinde, arabası Kemeraltı Çarşısı yakınlarındaki dar bir sokakta yavaşlayacak, burada bekleyen ekip ateş açacaktı. Kaçış için bir motor teknesi ayarlanmıştı. Ancak Atatürk’ün İzmir’e gelişi planlanandan bir gün gecikti. Bu gecikme suikastçıları tedirgin etti; kaçış için anlaşılan motorcu Giritli Şevki’nin durumu yetkililere bildirmesiyle plan ortaya çıktı ve ekip yakalandı.

Ayıcı Arif ve kırılan dostluklar

Davayı en dramatik hâle getiren ayrıntı, sanıklar arasında Mustafa Kemal’in eski silah arkadaşlarının da bulunmasıydı. Millî Mücadele yıllarında yanında yer alan ve “Ayıcı” lakabıyla bilinen Arif Bey bunlardan biriydi. Bir zamanlar Sakarya’da, Dumlupınar’da birlikte savaşan insanların birkaç yıl sonra aynı davada karşı karşıya gelmesi, olayı kişisel bir trajediye de dönüştürdü.

Elhamra’daki mahkeme

Yakalanan sanıklar, İzmir’de Elhamra Sineması’nın salonunda toplanan İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Soruşturma kısa sürede genişledi: suikastçılarla doğrudan bağlantısı bulunanların yanı sıra Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın önde gelen isimleri ve eski İttihatçılar da sanık sandalyesine oturtuldu. Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele gibi Millî Mücadele’nin tanınmış paşaları yargılandı ancak beraat ettiler. Davanın ikinci aşaması Ankara’da görüldü ve eski İttihatçı liderlerden bazıları da idama mahkûm edildi.

“Büyük temizlik” ve sonuçları

İzmir ve Ankara’daki davaların sonunda Ziya Hurşit ve ekibi başta olmak üzere çok sayıda kişi idam edildi. Bu süreç, İttihat ve Terakki’den kalan siyasi kadroların tasfiyesi olarak değerlendirilir. Bazı tarihçiler davaların, gerçek bir tehdide karşı devletin kendini koruması olduğunu vurgular; bazıları ise suikastla doğrudan ilgisi kanıtlanamayan muhaliflerin de bu fırsatla siyasetten uzaklaştırıldığını öne sürer. Her iki yorum da, olayın Cumhuriyet’in tek parti dönemine geçişteki belirleyici rolünü kabul eder.

“Benim naçiz vücudum…”

Suikast girişiminin ortaya çıkmasının ardından Atatürk’ün yayımladığı demeçteki şu söz, bugün de en çok bilinen sözlerinden biridir: “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” Bu cümle, kişisel bir tehdide karşı devletin sürekliliğini öne çıkaran bir mesajdı. İzmir Suikastı, Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun içindeki ayrılıkların ne kadar derinleştiğini ve bu ayrılıkların nasıl acı bir sonla kapandığını gösteren bir dönüm noktası olarak hatırlanıyor. Cumhuriyet’in kuruluş sürecini 29 Ekim 1923 yazımızda ele aldık.

Kaynakça ve okuma önerileri

  1. Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam
  2. Andrew Mango, Atatürk

Okumaya devam

Diğer yazılar