28 Aralık 1895: Sinemanın ve Röntgenin Doğduğu Gün
28 Aralık 1895’te Lumière kardeşlerin Paris’teki ilk ücretli film gösterimi ve aynı gün Röntgen’in X ışınlarını duyurması: iki devrimin kesişen hikâyesi.
28 Aralık 1895, modern dünyanın iki büyük buluşunun aynı gün kamuoyuna ulaştığı bir tarihtir. Paris’te Lumière kardeşler, ilk ücretli halka açık film gösterimini düzenleyerek sinemanın doğuşunu başlattı. Aynı gün Almanya’nın Würzburg şehrinde fizikçi Wilhelm Conrad Röntgen, keşfettiği yeni ışınlarla ilgili makalesini bilim dünyasına sundu. Biri sanatın, diğeri tıbbın geleceğini değiştirecek bu iki gelişme, ışık ve görüntüyle ilgili olmaları bakımından da şaşırtıcı bir ortaklık taşır.
Lumière kardeşler ve sinematograf
Auguste ve Louis Lumière, Lyon’da fotoğraf malzemeleri üreten bir ailenin çocuklarıydı. 19. yüzyılın sonunda pek çok mucit hareketli görüntüyü kaydetmek ve göstermek için çalışıyordu; Thomas Edison’un kinetoskopu, filmleri tek bir kişinin bir makinenin içine bakarak izlemesine dayanıyordu. Lumière kardeşlerin geliştirdiği sinematograf ise hem çekim yapabilen hem de görüntüyü bir perdeye yansıtabilen hafif bir cihazdı. Böylece filmler ilk kez bir salondaki kalabalık bir seyirci topluluğuna birlikte izletilebiliyordu.
Grand Café’deki ilk gösterim
28 Aralık 1895’te Paris’teki Grand Café’nin bodrumundaki salonda, bilet satılarak yapılan ilk sinema gösterimi gerçekleşti. Programda fabrikadan çıkan işçiler, bebek beslenmesi, bahçe hortumuyla yapılan bir şaka gibi birkaç dakikalık kısa filmler vardı. Kısa süre sonra gösterilen ve bir trenin istasyona girişini gösteren film, seyircilerin trenin üzerlerine geldiğini sanıp kaçıştığı hikâyesiyle ünlendi; ancak bu hikâyenin büyük ölçüde abartı ya da efsane olduğu düşünülür. Gerçek olan, hareketli görüntünün seyircilerde yarattığı büyük hayranlıktır. Sinematograf kısa sürede dünyayı dolaştı ve sonraki yıl İstanbul dahil pek çok şehirde gösterimler yapıldı.
Röntgen ve görünmez ışınlar
Wilhelm Conrad Röntgen, Kasım 1895’te katot ışınlarıyla deneyler yaparken, kapalı bir tüpten çıkan ve karton gibi engelleri geçebilen gizemli bir ışınım fark etti. Bu ışınların doğasını bilmediği için onlara “X ışınları” adını verdi. Haftalarca süren deneylerin ardından bulgularını 28 Aralık 1895’te Würzburg’daki bilim derneğine sunduğu makalede açıkladı. Makalesinin en çarpıcı kanıtlarından biri, eşi Anna Bertha’nın elinin X ışınlarıyla çekilmiş görüntüsüydü: kemikler ve parmağındaki yüzük açıkça görülüyordu.
Tıpta bir devrim
X ışınlarının keşfi tıp dünyasında hemen karşılık buldu. Birkaç hafta içinde Avrupa ve Amerika’daki doktorlar, kırıkları ve vücuttaki yabancı cisimleri görmek için X ışınlarını kullanmaya başladı. Ameliyat etmeden insan vücudunun içini görmek, tanı ve tedavi yöntemlerini kökten değiştirdi. Röntgen bu keşfiyle 1901’de verilen ilk Nobel Fizik Ödülü’nü aldı. Keşfinin patentini almayı reddetmesi, bilim tarihinde sıkça hatırlanan bir ayrıntıdır. Işınların zararları ise ancak zamanla anlaşıldı ve korunma yöntemleri geliştirildi.
Işığın iki yüzü
Aynı gün duyurulan bu iki buluş, birbirinden habersiz iki farklı dünyadan gelse de ortak bir noktada buluşur: insan gözünün görme biçimini değiştirmek. Sinema, dünyayı yeniden üretilebilir ve paylaşılabilir görüntülere dönüştürdü; röntgen ise insan bedeninin görünmeyen iç dünyasını görünür kıldı. 1895’in son günleri, 20. yüzyılın görüntü çağının başlangıcı olarak tarihe geçti.
Kaynakça ve okuma önerileri
- Wilhelm Conrad Röntgen, Über eine neue Art von Strahlen (1895)