T. E. Lawrence ve Arap İsyanı: Bir Efsanenin Arka Planı
“Arabistanlı Lawrence” olarak bilinen T. E. Lawrence kimdi? Arap İsyanı, Hicaz demiryolu baskınları, Akabe, Sykes-Picot ve bir efsanenin nasıl doğduğu.
Thomas Edward Lawrence, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’ya karşı başlatılan Arap İsyanı’nda İngiltere adına görev yapmış bir subaydır. Batı’da “Arabistanlı Lawrence” adıyla bir efsaneye dönüştü; 1962’de çekilen ünlü film bu efsaneyi bütün dünyaya yaydı. Ancak Lawrence’ın gerçek rolü, hakkında anlatılanlardan daha karmaşıktır: bir yandan Arap liderlerle yakın ilişkiler kuran bir istihbaratçı, öte yandan İngiliz imparatorluk siyasetinin bir parçası.
Arkeologdan istihbaratçıya
Lawrence 1888’de İngiltere’de doğdu ve Oxford’da tarih okudu. Savaştan önceki yıllarda, bugün Türkiye-Suriye sınırında bulunan Karkamış’taki arkeolojik kazılarda çalıştı. Bu yıllarda Arapça öğrendi, bölgeyi ve insanlarını yakından tanıdı. Birinci Dünya Savaşı başladığında bu bilgisi onu Kahire’deki İngiliz askerî istihbaratına götürdü. Orada kurulan ve Arap dünyasına yönelik politikaları hazırlayan büroda görev aldı.
Arap İsyanı ve verilen sözler
1915–1916 yıllarında İngiltere, Mekke Şerifi Hüseyin ile yazıştı ve Osmanlı’ya karşı ayaklanmaları hâlinde Araplara bağımsızlık vaat etti. Haziran 1916’da Şerif Hüseyin isyanı başlattı. Lawrence, isyanın önderlerinden Emir Faysal’ın yanına İngiliz irtibat subayı olarak gönderildi. Aynı yıl İngiltere ve Fransa ise gizlice Sykes-Picot anlaşmasını imzalamış, Osmanlı’nın Arap topraklarını kendi aralarında paylaşmıştı. Araplara verilen sözlerle masada çizilen haritalar arasındaki bu çelişki, bölgenin sonraki tarihini derinden etkiledi.
Hicaz demiryolu ve Akabe
Lawrence’ın en bilinen faaliyetleri, Arap kabile güçleriyle birlikte Osmanlı’nın Medine’yi Şam’a bağlayan Hicaz demiryoluna yaptığı baskınlardır. Raylar ve köprüler havaya uçuruldu, trenler saldırıya uğradı; amaç, Medine’deki Osmanlı garnizonunu ikmalden kesmek ve Osmanlı kuvvetlerini dağıtmaktı. Temmuz 1917’de Arap kuvvetlerinin çölden beklenmedik bir yoldan gelerek Akabe’yi alması, isyanın en büyük başarılarından biri oldu. Savaşın sonunda, Ekim 1918’de, Arap kuvvetleri İngiliz ordusuyla birlikte Şam’a girdi.
Bir fotoğraf efsanesi
Lawrence’ın efsane hâline gelmesinde savaş sonrasındaki medya büyük rol oynadı. Amerikalı gazeteci Lowell Thomas’ın Arap kıyafetleri içinde çektiği fotoğraflar ve düzenlediği gösteriler, Lawrence’ı Londra’da ve New York’ta bir kahramana dönüştürdü. Bu anlatılar, Arap İsyanı’nın Arap liderlerini ve askerlerini çoğu zaman gölgede bıraktı; isyan, sanki tek bir İngiliz subayın eseriymiş gibi gösterildi.
Hayal kırıklığı ve son yılları
Savaştan sonra Paris Barış Konferansı’nda Emir Faysal’ın yanında yer alan Lawrence, Araplara verilen sözlerin tutulmadığını gördü. Anılarını anlattığı “Bilgeliğin Yedi Sütunu” adlı kitabında, bu sözlerin geçersiz kalacağını bildiği hâlde savaşmaya devam etmesinin kendisinde yarattığı utancı açıkça dile getirir. Sonraki yıllarda şöhretinden kaçarak takma adlarla İngiliz hava kuvvetlerinde sıradan bir er olarak görev yaptı. 1935’te bir motosiklet kazasında öldü.
Casus mu, idealist mi?
Lawrence’ı tek bir kalıba sokmak zordur. Türkiye’den bakıldığında, Osmanlı’ya karşı ayaklanmayı destekleyen bir düşman subayıdır. Arap dünyasının bir kısmı onu bir dost, bir kısmı ise İngiliz emperyalizminin aracı olarak görür. Batı’da ise uzun süre romantik bir kahraman olarak anlatıldı. Tarihçilerin bugün üzerinde birleştiği nokta, Lawrence’ın hikâyesinin, Orta Doğu’nun sınırlarının nasıl çizildiğini anlamak için önemli bir pencere olduğudur. Bu sürecin Filistin’deki sonuçlarını İsrail-Filistin sorunu yazımızda anlattık.
Kaynakça ve okuma önerileri
- T. E. Lawrence, Bilgeliğin Yedi Sütunu
- Scott Anderson, Lawrence in Arabia: War, Deceit, Imperial Folly and the Making of the Modern Middle East