Berlin’den Bağdat’a Bir Demiryolu: Alman Hayalinin İlk Kurbanı
İmparator II. Wilhelm’in Bağdat Demiryolu projesiyle Osmanlı topraklarında başlattığı Alman petrol ve nüfuz mücadelesi ile Kalust Gülbenkyan’ın ("Mr. Yüzde Beş") bu planı İngilizler lehine nasıl bozduğunun hikayesi.

İmparator II. Wilhelm 1898’de Osmanlı topraklarına çıktığında, İstanbul’da Sultan II. Abdülhamid tarafından dostça karşılandı. Kayser’in yanındaki maiyetin içinde yaşlı, gösterişsiz bir adam vardı; kimse onu fark etmemişti. Oysa Wilhelm’in ziyaretinin asıl gayesi, bu adamın cebindeki plandı. Adı Georg von Siemens olan bu kişi, Deutsche Bank’ın başındaydı ve Sultan’a, Berlin ile Bağdat’ı birbirine bağlayacak, Basra’ya, hatta Kuveyt üzerinden Körfez’e uzanacak bir demiryolu projesi sunacaktı. Bu demiryolu yalnızca bir ulaşım hattı değildi; Almanya’nın Ortadoğu’ya, yani petrol, pazar ve siyasi nüfuz demek olan bölgeye uzanma planıydı.
Wilhelm’in yolculuğu bu amaç için titizlikle hazırlanmıştı. İmparator, Kudüs’e beyaz pelerini ve atıyla büyük bir törenle girdi; yolda protokolü bir yana bırakıp Osmanlı topraklarına ilgisini göstermekten çekinmedi. Padişah ona Osmanlı ve Prusya bayraklarıyla süslü muhteşem bir karşılama töreni hazırlamıştı. Wilhelm de karşılığında Osmanlı ordusunun Alman subaylarınca yenileştirilmesini ve Bağdat demiryolunun yapımını Almanlara ait kılmayı vaat etti. Bu, Almanya’nın dünya siyasetine yeni bir saldırı biçimi getirmesiydi: ordu ve para yoluyla, bir imparatorluğun içinden bir nüfuz alanı kurmak.
Demiryolunun ilk halkası, Siemens’in 1888’de Haydarpaşa ile Ankara arasında başlattığı hattı olmuştu. Şimdi bu hattın Bağdat’a ve Basra’ya kadar uzatılması isteniyordu. Planın hesabı kolaydı: demiryolu geçtiği yöreyi değerlendirecek, hattın iki yanındaki geniş şeritlerde maden, özellikle de petrol araması yapma ve işletme hakkı Almanya’ya verilecekti. Bu hak yaklaşık kırk yıllık bir süre için istenmişti. Alman jeoloğu Meissner, daha 1871’de Mezopotamya’da zengin petrol yataklarının bulunduğunu belirlemiş, bulgularını Alman Ulusal Bankası’na sunmuştu. Berlin’in gözü, uzun zamandır buradaydı.
Osmanlı Maliye Nazırı Agop Paşa, demiryolu tekliflerinin ardındaki gizli niyetleri öğrenmek istedi ve kuşkulandı. Çünkü Almanlar demiryolu ile petrol aramalarının aynı anda başlatılması için gerekli sermayeyi bulamıyordu. Buna rağmen Deutsche Bank, 1901’de Sultan Abdülhamid’den bir petrol arama ve işletme izni alarak bir petrol tröstü kurdu. Almanya, bir yandan Türk ordusunun yenileştirilmesini üzerine alırken, öte yandan Orta Doğu’daki bu kaynaklara el koyma yolunu açmıştı.
Bu gelişmeler İngiltere’yi ciddi biçimde kaygılandırdı. Almanya’nın doğuya yayılma politikasını endişeyle izleyen Londra, Hindistan’a giden yolların güvenliğinin tehlikeye girdiğini görüyordu. Hindistan Genel Valisi Lord Curzon, Londra’dan bir talimat beklemeden Kuveyt’e müdahale etti. İngiliz ve Alman çıkarlarının Ortadoğu’daki çatışması, bir yandan Birinci Dünya Savaşı’nı hazırlayacak, öte yandan Türkiye’nin sırtında uluslararası pazarlıklara yol açacaktı. Amerika da seyirci kalmıyordu; dönemin Dışişleri Bakanı Knox, Washington’daki Osmanlı elçiliği aracılığıyla petrol sahalarının işletilmesinin Amerikalılara bırakılmasını teklif ediyordu. Osmanlı toprakları üzerindeki bu pazarlıklar, İstanbul’da kimin ne kadar pay alacağı sorusuna dönüştü.
İşte bu noktada sahneye, dünya petrol tarihinin ilginç simalarından biri çıktı: Kalust Gülbenkyan. 1869’da İstanbul’un Üsküdar semtinde doğan Gülbenkyan, küçük yaşta petrol konusuna ilgi duymaya başlamış, Berlin ve Londra’da maden mühendisliği öğrenimi görmüştü. Kırk yaşlarında İstanbul’a döndüğünde kendisini bir petrol uzmanı olarak kabul ettirdi. Osmanlı Devleti, Musul petrolleri konusunda onu görevlendirdi. Bu sıfatla Bağdat demiryolu hattı boyunca incelemeler yapan Gülbenkyan, Almanların bölgedeki asıl niyetlerini kısa sürede anladı. İstanbul’a dönüp durumu bildirdiğinde, demiryolu hattının iki yanındaki arama bölgesi Sultan’ın şahsî mülkiyetine geçirildi. Böylece Almanların kazancı baştan engellenmiş oldu.
Gülbenkyan’ın asıl başarısı ise bundan sonra geldi. Almanya’nın göz koyduğu bu petrol sahalarını, İngiliz-Hollanda ortaklığıyla çalışan Shell şirketine ulaştırdı ve Alman projesini bozdu. 1902’de İngiliz vatandaşlığına geçti. Daha sonra Musul bölgesindeki petrol işletmesine Alman İmparatoru da katılmak istedi, ama petrol hakları İngiltere, Hollanda, Fransa ve Amerika’nın girdiği bir Irak konsorsiyumuna aktarıldı. Gülbenkyan, ömrü boyunca bu konsorsiyumdan yüzde beş pay almak şartıyla işin dışında kalmayı kabul etti. Bu uygulama yüzünden ona “Mister Yüzde Beş” dendi. Anglo-İran Petrol Şirketi’ne de ortak oldu ve İran petrollerinden büyük kârlar sağladı. 1955’te Lizbon’da öldü; işlerini oğlu Nubar Gülbenkyan yürüttü.
Bu hikâye iki yönden önemlidir. Birincisi, Almanya’nın Osmanlı üzerinden Ortadoğu’ya yayılma hayalinin, petrol ve demiryolu gibi modern araçlarla Avrupa siyasetini nasıl gerginleştirdiğini gösterir. İkincisi, Wilhelm’in yayılmacı politikasının dışarıdaki ilk büyük başarısızlıklarından birini temsil eder. Demiryolu hattı tamamlanamadı; Osmanlı İmparatorluğu Almanya’nın yanında Birinci Dünya Savaşı’na girdi ve yıkıldı. Almanya, 1918’de savaşı kaybetti ve imparator tahtı bıraktı. Wilhelm, Hollanda’ya kaçarak sürgünde yaşadı ve bir daha tahtına oturamadı. Ortadoğu’daki petrol kavgası ise, yirminci yüzyıl boyunca sürecek büyük çıkar savaşlarının bir önsözüydü.
Kaynakça ve okuma önerileri
- • Sean McMeekin, Berlin-Bağdat Ekspresi: Osmanlı İmparatorluğu ve Almanya’nın Dünya Gücü Olma Hamlesi (The Berlin-Baghdad Express).
- • Jonathan Conlin, Mister Yüzde Beş: Kalust Gülbenkyan’ın Çok Yönlü Hayatı (Mr Five Per Cent: The Many Lives of Calouste Gulbenkian).
- • Daniel Yergin, Petrol: Güç ve Para Mücadelesinin Destansı Öyküsü (The Prize: The Epic Quest for Oil, Money and Power).
- • Murat Özyüksel, Anadolu ve Bağdat Demiryolları: Osmanlı-Alman İlişkileri ve Emperyalizm.