Silahlar Sustu, Barış Gelmedi: 1918-1920
1918-1920 yılları arasında imzalanan ateşkesler ve antlaşmaların (Versailles, Sevr vb.) barış getirmek yerine yeni çatışmalara zemin hazırlamasını inceleyen tarihsel bir inceleme.

28 Haziran 1914'te Avusturya-Macaristan veliahdı Franz Ferdinand Saraybosna'da Sırp milliyetçilerinin eliyle öldürüldü. Viyana, suikastın arkasında Belgrad'ı bularak Sırbistan'a nota verdi. Bu iki devlet arasında başlayan çatışma kısa sürede kontrolden çıktı ve Avrupa'nın büyük güçlerini birbirine kattı. Ağustos ortasına gelindiğinde ülkelerin hemen hepsi İttifak ve İtilaf bloklarından birinin içinde savaşıyordu. Katılanların çoğu işin 1914 Noeli'nden önce biteceğini umuyordu. Bu savaşa "bütün savaşları sona erdirecek savaş" diyorlardı. Savaş gerçekten bitti, ama dört yıl sonra, 1918'de. Bu sürede dengeler defalarca değişti. İtalya blok değiştirdi, Osmanlı Devleti savaşa girdi, Rusya devrimin ardından çekildi, Amerika ise sahaya indi.
1918 sonbaharında İttifak Devletleri sırayla ateşkes istedi. Artık savaşı kazanamayacaklarını biliyorlardı. Amaçları en az zararla çıkmak ve Wilson İlkeleri'nin sunacağı olanaklardan yararlanmaktı. İlk adımı Bulgaristan attı. Selanik'te İtilaf Devletleri'yle imzalanan ateşkes 30 Eylül'de yürürlüğe girdi. Almanya 3 Ekim'de ateşkes istedi. Osmanlı ise İngiltere'yle masaya oturdu. Görüşmeler başlarken duyduğu iyimserliği, görüşmeler sürerken kaybetti. İngiltere pazarlıkta kendi başına hareket etmişti. 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı ve Fransa da bir ertesi gün bu oldubittiyi kabul etti. Adı ateşkesti ama içeriği bir barış antlaşmasının ağır hükümlerini taşıyordu. Osmanlı topraklarını işgale açık hale getiriyordu. Halkın tepkisini azaltmak için İstanbul yönetimi ülkenin dört bir yanına "Nasihat Heyetleri" gönderdi. Ama halk yerel direniş cemiyetleri kurarak örgütlenmeye başladı. İtilaf Devletleri hükümlerde ısrar ettikçe ve keyfî uygulamalara yöneldikçe Anadolu'da yeni bir oluşum filizlendi. Avusturya ise Macarların imparatorluktan ayrılmasından sonra İtalya aracılığıyla görüştü ve 3 Kasım'da Villa Giusti Ateşkesi'ni imzalayarak savaştan çekildi. Macaristan'la ayrı bir Belgrad Ateşkesi yapıldı.
Almanya'nın durumu daha karmaşıktı. Wilson, Alman halkının gerçek temsilcileri olmayan bir yönetimle ateşkes yapılamayacağını söyleyerek mevcut hükümeti tanımayacağını açıkladı. II. Wilhelm tahtı bırakıp Hollanda'ya sığındı. Yeni kurulan Alman hükümeti ile Fransızlar arasında 11 Kasım 1918'de Compiègne'de, daha doğrusu ormandaki Rethondes Garı'nda bekleyen bir tren vagonunda ateşkes imzalandı ve "1918'in on birinci ayının on birinci günü, saat 11'de" yürürlüğe girdi. Aynı vagon yirmi iki yıl sonra yeniden bir imzaya tanık olacaktı. Bu sefer Adolf Hitler, Fransa'nın teslimiyetini kabul edecekti.
Ateşkesler dört yıllık kıyımı resmen bitirmişti, ama geriye kalan bilanço akıl almazdı. Yaklaşık on milyon kişi ölmüş, bunun iki katına yakın insan sakat kalmıştı. Savaş koşullarının yol açtığı açlık ve salgınlar da milyonların canını almıştı. Bu felaketin gerçekten son savaş olması toplumların ortak dileğiydi. Kazanan güçler 1919'un başında Paris'te toplandı. Amaçları Almanya'nın, Avusturya-Macaristan'ın, Bulgaristan'ın ve Osmanlı Devleti'nin geleceğini belirlemekti. Ancak konferansı fiilen İngiltere, Fransa ve Amerika yönetiyordu. Rusya, savaşta Almanya karşısında büyük kayıplar vermişti ama devrim yüzünden davet edilmedi. İtalya ve Japonya da galip tarafta olmalarına rağmen dışlandı. İtalya, taraf değiştirip İtilaf'ın yanında savaşa girmesi karşılığında kendisine vaat edilen toprakları alamadı. Japonya ise savaşta yalnızca dört ay kaldığı ve Avrupa'daki cepheye doğrudan yardım etmediği için ikinci sınıf bir güç gibi muamele gördü. Üç büyük devlet bu iki ülkeye yaptıklarının bedelini ileride ödeyecekti, ama henüz bunu bilmiyorlardı.
Masadaki üç güç aynı şeyi istemiyordu. Wilson, Ocak 1918'de açıkladığı on dört ilkeyle kalıcı bir barış düzeni kurmak istiyordu. Bu ilkelerin en önemlisi, savaş öncesi imparatorlukların egemenlik alanlarında bağımsız ulus devletlerin kurulmasıydı. Wilson Avrupa'nın demokratik rejimlerle yönetilmesini, devletler arasındaki sorunların savaş meydanında değil görüşmelerle çözülmesini ve bunun için uluslararası bir örgüt kurulmasını öngörüyordu. Bu örgüt Milletler Cemiyeti oldu. İngiltere ve Fransa, Almanya'yı ve Avusturya-Macaristan'ı zayıflatacağı için ulus devlet fikrine sıcak baktılar. Ama Wilson'ın idealizmi, Orta ve Doğu Avrupa'nın gerçekleriyle çarpışıyordu. Bölgedeki etnik yapı öylesine karışıktı ki kendi geleceğini belirleme ilkesini uygulamak neredeyse imkânsızdı. Almanlar Çekoslovakya'da ve Polonya'da, Macarlar Romanya'da, Ukraynalılar Polonya'da azınlık durumunda kaldı. Makedonlar, Hırvatlar, Slovenler, Boşnaklar, Sırplar ve Karadağlılar ise bütün eski husumetleriyle birlikte Yugoslavya'nın çatısı altında yaşamaya mahkûm edildi. Sırplar ve Karadağlılar bağımsız devletlerinin bir eyalete dönüşmesine tepkiliydi. Ayrıca İngiltere ve Fransa, kendi sömürgelerindeki halklara aynı hakkı tanımayı reddetti. Eski Alman ve Osmanlı topraklarında önce Milletler Cemiyeti adına manda yönetimleri kurdular, sonra bu bölgeleri imparatorluklarının parçası haline getirdiler.
Yenilen devletlere imzalatılan antlaşmalar, bir barıştan çok bir cezaya benziyordu. Savaşın nedeni olarak İtilaf Devletleri'nin gözünde yalnızca Almanya vardı. Antlaşmanın metni bunu açıkça gösteriyordu. 28 Haziran 1919'da, Franz Ferdinand suikastının yıldönümünde imzalanan Versailles Antlaşması'yla Almanya, Doğu Prusya ile kara bağlantısını kaybetti. Doğu Pomeranya, denize çıkış sağlansın diye Polonya'ya verildi ve burası "Polonya Koridoru" diye anıldı. Vistül deltası ve Danzig çevresi, Milletler Cemiyeti'nin yönettiği serbest şehre dönüştürüldü. Alsace-Lorraine Fransa'ya geçti ve Silezya'da da topraklar kaybedildi. Ren bölgesi silahtan arındırıldı, Saar sanayi bölgesi uluslararası statü kazandı. Almanya'nın silahları imha edildi, donanmasına el konuldu, ordusu iç güvenliği sağlayacak büyüklükte, yüz bin kişiyle sınırlandırıldı. Sonradan 132 milyar altın mark olarak belirlenen bir tazminat da yüklendi. Silahsızlandırılmış, fakirleştirilmiş ve toprak kaybetmiş bir ülkede, gururu kırık bir ordu ve onuru zedelenmiş bir halk kaldı. Versailles'a ilk fırsatta karşı çıkmayı düşünüyorlardı. Hitler'in antlaşmayı yırtıp atması, Almanların gözünde onu değişmez bir lider yapacaktı.
Diğer yenik devletlerin hikâyesi de benzerdi. 10 Eylül 1919'da imzalanan Saint-Germain Antlaşması'yla Avusturya-Macaristan parçalandı. Macarlar ayrı bir siyasi birim oldu. Çekler ve Slovaklar bir araya getirilerek Çekoslovakya kuruldu. Çekoslovakya da Yugoslavya da birbirine pek yakın olmayan etnik grupları bir çatı altına toplayan devletlerdi. Sorunlar çözülmemiş, yalnızca erteleniyordu. Avusturya savaş tazminatı ödemek zorunda kaldı ve askerî kısıtlamalara tabi tutuldu. Nüfusu, toprağı ve kaynakları büyük ölçüde azalmıştı. Ayrıca Almanya'yla her türlü bağın kesilmesi şartı Avusturya halkında öfke yarattı. Bu halk bir süre sonra, Nazi Almanyası'yla birleşme fikrini, yani Anschluss'u gönülden destekleyecekti. 27 Kasım 1919'daki Neuilly Antlaşması'yla Bulgaristan, Makedonya'yı Yugoslavya'ya, Dobruca'yı Romanya'ya bıraktı. En büyük kaybı Batı Trakya oldu. Bölge önce İtilaf Devletleri'ne devredildi, sonra Yunanistan'a verildi. Bulgaristan'ın Ege Denizi'ne çıkışı kapandı. Ordusu küçültüldü ve ağır tazminat ödemeye mahkûm edildi. 4 Haziran 1920'deki Trianon Antlaşması'nın maddeleri ise görüşülmedi, Müttefikler tarafından dikte edildi. Macar delegasyonu yalnızca cılız bir protestoda bulunabildi. Kendi kaderini tayin ilkesi gösterilerek çizilen sınırlar, Macar nüfusunun yaklaşık üçte birini ve en büyük şehirlerinden beşini ülke dışında bıraktı. Yeni haritadan en çok kazanç sağlayan Romanya, Çekoslovakya ve Yugoslavya'ydı.
Son halka Osmanlı'ydı. 10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması, Osmanlı'ya yalnızca İstanbul çevresini ve Anadolu'nun bir bölümünü bırakıyordu. Hükümlere uyulmazsa İstanbul'a da el konulacaktı. Ege adaları, Doğu Trakya'nın bir bölümü ve Batı Anadolu'nun bir kısmı Yunanistan'a veriliyordu. Boğazlar, Osmanlı'nın temsilcisinin bulunmadığı uluslararası bir komisyonun denetimine giriyordu. İtalya Akdeniz kıyılarıyla Rodos ve On İki Ada'ya, İngiltere Irak'a, Fransa Suriye'ye ve Anadolu'nun geniş bir bölümüne sahip olacaktı. Doğu Anadolu'da bir Ermeni devleti kurulacak, Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgeye özerklik tanınacaktı. Mısır üzerindeki haklar bırakılacak, ordu sınırlandırılacak, zorunlu askerlik kaldırılacak, kapitülasyonlar bütün İtilaf Devletleri'ne tanınacak ve bütçeyi denetleyecek bir komisyon kurulacaktı. İstanbul Hükümeti bu antlaşmayı kabul etti ama Türk halkı büyük tepki gösterdi. Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki Kurtuluş Savaşı bu antlaşmayı hükümsüz bıraktı ve sonunda imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri atıldı.
"Bütün savaşları sona erdirecek savaş" böylece, yeni sorunlar üreten bir antlaşmalar zincirine dönüştü. Kazananlar barışı kendi çıkarlarına göre biçimlendirdi. Yenilenler ise masada kendilerine dikte edileni imzalamaktan başka çare bulamadı. Oysa 1919'un dünyasında hem küskün bir Almanya hem hayal kırıklığına uğramış İtalya ve Japonya hem de dışlanmış bir Rusya vardı. Bunların hepsi yirmi yıl sonra yeniden sahneye çıkacaktı.
Kaynakça ve okuma önerileri
- Andelman, David A. A Shattered Peace: Versailles 1919 and the Price We Pay Today. Hoboken, N.J.: John Wiley & Sons, 2008. (Versailles'ın hükümleri için s. 31-32.)
- Ferguson, Niall. The Pity of War. New York: Basic Books, 1999. (Trianon'un nüfus sonuçları için s. 17.)
- Bailey, Thomas A. Woodrow Wilson and the Lost Peace. New York: Macmillan, 1944.
- Mee, Charles L., Jr. The End of Order: Versailles 1919. New York: E. P. Dutton, 1980.
- Meyer, G. J. A World Undone: The Story of the Great War, 1914 to 1918. New York: Delacorte Press, 2006.