Müstakil Bir Kadın: Hale Asaf’ın Kısa Ömrü
Türk resim sanatının iki öncü kadın sanatçısı Hale Asaf ve Mihri Rasim’in yaşamı, sanat yolculuğu ve sanat tarihindeki yeri üzerine derinlemesine bir inceleme.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında sanat dünyası kadınlar için erkeklere göre çok daha dar bir alandı. Eğitim kurumları yeni açılıyor, atölyelerde kadın öğrencilerin çıplak modelle çalışması bile tartışma konusu oluyordu. Bu koşullarda kendini ressam olarak tanımlayan kadınların sayısı azdı. Hale Asaf, bu azınlığın en dikkat çekici adlarından biriydi. Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin kurucuları arasındaki tek kadın olarak Türk resminin modernleşme hikâyesinde bir kapı aralamıştı. Ama otuz üç yıllık ömrü, hastalıkla, yoksullukla ve yalnızlıkla kuşatılmıştı.
Hale 1905'te Kadıköy’de, dedesi Askerî Tıbbiye Reisi Rasim Mehmed Paşa’nın konağında doğdu. Annesi Enis Hanım, babası Yaver Asaf Paşa’nın oğlu Salih Bey’di. Çocukluğu Büyükada ve İstanbul arasında geçti, çok dilli bir evde büyüdü, Fransızcayı Notre Dame de Sion’da öğrendi. Sağlığı çocukluğunda zayıftı. Daha beş yaşındayken akciğerlerindeki kistler nedeniyle ameliyat oldu. Bu hastalık hayatı boyunca peşini bırakmadı. Resme ilk adımı ise teyzesi Mihri Müşfik’in yanında attı. 1919'da, henüz on dört yaşındayken ailesiyle Roma’ya gitti. Orada teyzesinden resim dersleri aldı. Mihri, Hale’nin ressam olmasını pek istemiyordu. Sanatçı olarak geçinmenin ne kadar zor olduğunu kendi hayatından biliyordu.
Teyzesinin uyarılarına rağmen Hale yoluna devam etti. Ertesi yıl Paris’e, Montparnasse’a gitti ve ressam Namık İsmail’in öğrencisi oldu. 1921'de Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandı ve Profesör Arthur Kampf’ın öğrencisi oldu. Kampf’ın desteğiyle resimleri Berlin’in tanınmış sanat dergilerinde yayımlandı. Berlin yılları yalnızca sanat eğitimi değil, aynı zamanda kayıpların da yıllarıydı. Annesi Enis Hanım, tedavi için gittiği İsviçre’de Basel Sanatoryumu’nda verem yüzünden öldü. Babası siyasi nedenlerle Mısır’a gitmişti ve aile dağılmıştı. Hale’nin geçim sıkıntısı arttı ve 1924'te Türkiye’ye döndü.
Berlin’de bir başka ressamın yolu onunla kesişmişti. İsviçre’ye mühendislik okumaya giden ancak parası bitince konsolos Rıza Bey’in bulduğu bir burs sayesinde Almanya’ya geçen Fikret Mualla, 1923'te aynı akademide afiş ve desinatörlük eğitimine başladı ve Hale’nin sınıf arkadaşı oldu. Mualla ona âşık oldu. Taha Toros’un 1986'da yayımladığı kitaptaki anlatıma göre bu duygu karşılık bulmadı. Mualla, Hale’nin sanatçı gözünün hep kendi topal ayağına takıldığını düşünüyordu. Ömrü boyunca sakatlığının ve içkili günlerinin hüznünü taşıdı. Bu, Mualla’nın kendi bakışından aktarılan bir hikâyedir ve Hale’nin tarafını bize anlatan bir belge yoktur.
Türkiye’ye dönüşünün ardından Nisan 1924'te İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi. Burada müdür ve öğretmen Ömer Adil Bey ile Feyhaman Duran’ın, sonra da Sanayi-i Nefise Mektebi’nde İbrahim Çallı’nın öğrencisi oldu. Okulun kuruluşunda teyzesi Mihri’nin payı büyüktü. Mihri 1914'te okulun açılışına öncülük etmiş, kız öğrencilerin çıplak kadın modelle çalışmasının yolunu açmıştı. Erkek modeller konusunda ise Asar-ı Atika Müzesi Müdürü Halil Edhem Bey’le anlaşıp müzedeki erkek heykellerin alçı kopyalarını çizdirmiş, tepkiden çekindiği için heykelleri bezle sararak taşıtmıştı. Hale 1925'te okuldan mezun oldu ve Avrupa’da eğitimini sürdürmesi için Almanya’ya gönderildi. 1926'da İtalya’da akciğerindeki kistler için bir kez daha ameliyat oldu. Aynı yılın yaz aylarında İstanbul’da açılan Galatasaray Sergileri’ne portrelerle katıldı. Sonra seramik sanatçısı İsmail Hakkı Oygar ile evlendi.
1928'in Eylül’ünde Hale, Bursa Kız Öğretmen Okulu’na resim öğretmeni olarak atandı. Ayrıca Bursa Necati Bey Kız Sanat Enstitüsü’nde Fransızca dersleri verdi. Burada yaptığı Bursa manzaralarıyla tanındı. Ama taşra, Avrupa’dan dönen bu kadın ressama dar geliyordu. Çorapçılar Çarşısı’nda resim yaparken meraklı bir kalabalığın kuşatması altında bayıldı ve bunun üzerine Bursa’dan ayrıldı. Mahmut Cuda ile görev değiştirip İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde eski hocası Namık İsmail’in yanında öğretmen yardımcısı oldu. Bu görev değişimi, onu hem Bursa’daki mutsuz günlerden kurtardı hem de sanat çevresinin merkezine yaklaştırdı.
1929 onun için kilit bir yıldı. 15 Nisan’da Ankara Etnografya Müzesi’nde açılan I. Genç Ressamlar Sergisi’ne katıldı. 15 Temmuz’da kurulan Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin kurucuları arasında yer aldı. Aralarında Şeref Akdik, Nurullah Berk, Mahmut Cuda, Ali Avni Çelebi, Refik Epikman, Cevat Dereli, Muhittin Sebati, Zeki Kocamemi ve heykeltıraşlar Ratip Aşir Acudoğlu, Ali Hadi Bara, Zühtü Müridoğlu’nun bulunduğu bu kadronun tek kadın sanatçısıydı. Birlik üyeleri “1914 Kuşağı” olarak anılan Namık İsmail, Feyhaman Duran ve İbrahim Çallı gibi öğretmenlerinin izlenimci anlayışından uzaklaşan bir çizgi izliyordu. Ama ortak bir akımdan söz edilemezdi. Dışavurumculuktan kübizme çeşitli eğilimlerin Türkiye’deki ilk temsilcileriydiler ve 1929 ile 1940 arasında sergiler açtılar.
Hale’nin sanatı portrelerde ve otoportrelerde yoğunlaştı. Sanat tarihçisi Burcu Pelvanoğlu’nun incelemelerine dayanan akademik çalışmalara göre, Paris’te André Lhote’un öğrencisi oldu. Lhote’un Türkiye’den giden ilk öğrencisiydi ve geç kübizmin etkilerini Türk resmine D Grubu’ndan önce taşıdı. Portrelerini geometrik biçimlerle kurarken bu biçime kendine özgü bir duygusallık da kattı. Kimi portrelerinin otobiyografik olduğu, kendi iç dünyasını başkalarının yüzlerine yansıttığı söylenir. 1925 tarihli Paletli Otoportre, sanatçı kadın tipinin Türk resmindeki ilk örneklerinden biri sayılır. Pelvanoğlu onu, bir grubun içinde yer alsa da gerçek anlamda müstakil, iç dünyasında da dış dünyasında da yalnız bir sanatçı olarak tarif eder.
1931'de yeniden Paris’e gitti. Orada, yaşamının sonuna kadar birlikte yaşayacağı İtalyan yazar Antonio Aniante ile tanıştı. Paris’te resim çalışmalarını sürdürdü ve birçok sergiye katıldı. Ama teyzesi Mihri gibi o da geçim sıkıntısına düştü. 1935'ten sonra hastalığı hızla ilerledi. Ressam Nurullah Berk, 1942'de Güzel Sanatlar dergisinde yayımladığı yazıda onu en son 1935'te Montparnasse’ta gördüğünü anlatır. Aniante küçük bir galeri açmıştı. Hale orada katip ve idare memuru olarak çalışıyordu. Berk, Bedri Rahmi ve eşi Eren, bu galeride çok sayıda eser sergilemişti. Berk, Hale’nin ölümcül hastalığını nasıl yıllarca gizlediğini, aynı şekilde Paris’teki mali sıkıntılarını da kimseye söylemediğini yazar. Aniante’den aldığı para otel ücretini ancak karşılıyor, zaman zaman bir tablo satabiliyordu. Berk, bir kadının Paris’te tutunmak ve sanat çevresinden kopmamak için harcadığı enerjiyi hayranlık verici bulduğunu belirtir.
1938'de hastaneye yatırıldı. Kanser tanısı konmuştu. Bir dizi ameliyat geçirdi ama umut yoktu. 31 Mayıs 1938 sabahı yaşama veda etti ve Thiais Mezarlığı’na defnedildi. Arkasında az sayıda eser bıraktı. Günümüze ulaşan resimleri arasında portreler ile Bursa ve Paris manzaraları öne çıkar. Teyzesi Mihri Müşfik de benzer bir yalnızlık içinde, 1954'te New York’ta öldü ve Taha Toros’un anlatımına göre kimsesizler mezarlığına gömüldü. Ancak sonraki araştırmacılar, bu karanlık anlatının Mihri’nin Amerika’daki öğretmenliğini, kadın örgütlerindeki çalışmalarını ve sanatçı kimliğini gölgelediğini, hikâyenin “doğru ama eksik” olduğunu vurguladı. Aynı uyarı Hale için de geçerlidir. Hayatı trajik bir öykü olarak anlatıldığında, Türk resmindeki yeri ve yeniliği geri planda kalıyor.
Akademik çalışmalar bugün, Hale Asaf’ın ve Mihri’nin Türk sanat tarihi yazımında hak ettikleri yeri bulamadığını söylüyor. Büyük sanatçı seçkisinde uzun yıllar yalnızca erkek adlar sayıldı. Oysa Hale, Avrupa’da eğitim görmüş, geç kübizmi Türkiye’ye getirmiş ve bir sanat topluluğunun tek kadın kurucusu olmuştu. Ömrü kısa sürdü, ama Cumhuriyet’in ilk kadın ressamlarından biri olarak yol açtığı alan hâlâ araştırılmayı bekliyor.
Kaynakça ve okuma önerileri
- • Toros, Taha. Fikret Mualla. 1986.
- • Berk, Nurullah. Hale Asaf hakkında yazı. Güzel Sanatlar, Haziran 1942.
- • Oto, Arzu. “Cumhuriyet Dönemi’nde Yetişmiş İki Öncü Sanatçı: Hale Asaf ve Mihri Rasim.” yedi: Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi, Cumhuriyet Özel Sayısı, 2023, s. 43-52.
- • Pelvanoğlu, Burcu. Hale Asaf: Türk Resim Sanatında Bir Dönüm Noktası. Yapı Kredi Yayınları, 2007.
- • Antmen, Ahu. “Bu Bayan Ressam: Sanat Tarihinde Dışlama Senaryoları.” Sanatın Gölgedeki Kadınları: Sanat ve Edebiyatta Tarih Dışında Bırakılanlar içinde, Ayrıntı Yayınları, 2018.