Doğu Roma Tarihi

“Milano Fermanı” Gerçekten Bir Ferman mıydı?

Milano Fermanı (313): Hıristiyanlığın hukuki özgürlüğü mü, yoksa herkes için din özgürlüğü mü? Belgenin ferman olmadığı, Milano’da yayımlanmadığı ve aslında daha önceki bir sürecin teyidi olduğu iddiaları. Tarihsel anlamı üzerine derin bir inceleme.

Yazan: · · 4 dk okuma

“Milano Fermanı” Gerçekten Bir Ferman mıydı?

Tarih kitaplarında Milano Fermanı, Hıristiyanlığın hukuki özgürlüğe kavuştuğu anı simgeleyen bir ifade olarak yer alır. Okul müfredatlarında da genellikle şöyle anlatılır: 313’te Konstantin ile Licinius Milano’da buluşur, Roma dünyasının her köşesinde geçerli bir ferman yayımlar ve Hıristiyanlara yönelik zulüm sona erer. Fakat bu anlatıdaki neredeyse her cümle, kaynaklar yakından incelendiğinde ayrıntılı bir açıklama gerektirir. Belge, aslında bir ferman değildi; yayımlandığı yer Milano olmayabilirdi ve Hıristiyanlara tanınan haklar bir yenilikten çok, daha önce başlamış bir sürecin teyidiydi. Üstelik ortaya konulan şey, tek bir dine ayrıcalık değil, herkes için din özgürlüğü ilkesiydi.
Hikâyeyi anlamak için on yıl geriye gitmek gerekir. Diocletianus döneminin sonlarında, 303 civarında başlayan büyük zulüm, imparatorluk genelinde kiliselerin yıkılmasına, kutsal kitapların toplanıp yakılmasına ve Hıristiyanların pagan ayinlerine katılmaya zorlanmasına yol açmıştı. Zulmün en hararetli taraftarlarından biri Galerius’tu. Ne var ki Galerius 311’de, ağır bir hastalığın da etkisiyle, politikasının sonuç vermediğini görerek bir hoşgörü buyruğu yayımladı. Bu buyruk, Hıristiyanların, o güne dek onları paganizme döndürmeyi amaçlayan emirlere direnmelerini bağışlıyor, varlıklarını yasal olarak tanıyordu. Metinde, Hıristiyanların düzene aykırı davranmamak kaydıyla yeniden var olabileceği, toplantılarını yapabileceği ve hoşgörü karşılığında kendi Tanrılarına hem kendileri hem de devletin esenliği için dua edecekleri belirtiliyordu. Yani ilk adım, bir zamanlar en ağır zulmü uygulayanların kendi elinden gelmişti.
Galerius’un buyruğu pratikte tam anlamıyla uygulanamadı. Doğu eyaletlerinde yerel yöneticiler bazen eski sertliklerini sürdürdüler. 312’de Konstantin, Roma yakınlarında Maxentius’u yendi ve Batı’nın hâkimi oldu. Ertesi yıl, Mart 313’te Milano’da Konstantin ile Doğu’yu elinde tutan Licinius bir araya geldi. Bu buluşma yalnızca hukuki bir düzenleme için değil, aynı zamanda siyasi bir ittifak için yapılmıştı; iki hükümdarın ailevi bağları ve ortak çıkarları, görüşmenin gerçek gündemini oluşturuyordu. Dinî mesele bu gündemin yalnızca bir parçasıydı.
Bugün “Milano Fermanı” dediğimiz metnin kendisi ise elimizde asıl nüshasıyla yok. Belgenin özgün hali korunamamıştır. Bildiğimiz, Licinius’un Bitinya valisine, yani İzmit’teki yönetime gönderdiği mektubun Latince metninin Lactantius tarafından aktarılması ve aynı metnin Yunanca çevirisinin Eusebios’un Kilise Tarihi’nde yer almasıdır. Bu iki aktarım, belgenin içeriği hakkında bize yeterli fikir verir. Metne göre herkes, seçtiği dine göre ibadet etme özgürlüğüne sahipti; Hıristiyan inancını yaşamak isteyen kimse bir sıkıntıya uğramadan bunu yapabilecekti. Aynı hak diğer dinlerin mensuplarına da tanınıyordu ve yöneticilere, kendilerinin Hıristiyanlara bahşettiği hakların diğerlerine de verildiğini bilmeleri hatırlatılıyordu. Gerekçe ilginçtir: imparatorlar, her ne şekilde olursa olsun, esenlikleri için yapılan dualardan mahrum kalmak istemiyorlardı. Dinî özgürlük, devletin ilahi korumayı kaybetmeme kaygısıyla birleştirilmişti.
Mektup ayrıca somut bir düzenleme içeriyordu: zulüm yıllarında Hıristiyan cemaatlerinden alınmış kiliseler ve özel mülkler, hiçbir bedel talep edilmeden geri verilecekti. Bu hüküm, hukuki eşitlikten daha önemli bir sonuç doğurdu; çünkü cemaatlerin maddi temelinin yeniden kurulması, kilise örgütünün hızla toparlanmasını sağladı. Yöneticilere yönelik talimat açık ve pratikti: el konulan yapılar iade edilecek, el konulanlar için zararın telafisi için ilgili makama başvurulabilecekti.
Belgenin kimliği konusundaki ilk ciddi itiraz 1891’de Alman tarihçi Otto Seeck’ten geldi. Seeck, Milano Fermanı’nın hiç yayımlanmadığını, ortada bir ferman varsa bunun 311’de Galerius’un hoşgörü buyruğu olduğunu savundu. Tarihçilerin çoğu uzun süre bu kuramı kabul etmedi; Milano’yu Hıristiyanlığın hukuki zaferinin yeri olarak anmayı sürdürdüler. Mesele, 1913’te belgenin bin altı yüzüncü yıl dönümü birçok ülkede anıldığında yeniden gündeme geldi ve geniş bir literatür doğdu. Bu tartışmalardan çıkan görüş şuydu: İzmit’te Licinius tarafından duyurulan metin, görünüşe göre memnuniyet verici biçimde uygulanamayan Galerius buyruğunun teyidiydi. Mart 313’te Milano’da iki imparatorun birlikte yayımladığı belge ise bir ferman olmaktan çok, Doğu’daki, özellikle Anadolu’daki eyalet ve şehir yöneticilerine Hıristiyanlara nasıl davranacaklarını anlatan ve onları bu konuda yönlendiren bir mektuptu.
Bu ayrım bir terim tartışması gibi görünebilir, ama tarihsel anlamı büyüktür. Çünkü “ferman” sözcüğü, tek seferde ilan edilen, bütün imparatorlukta geçerli yeni bir hukuki düzen izlenimi verir. Gerçekte ise sürecin kendisi parçalıydı: önce Galerius’un çaresiz kalan zulmü terk etmesi, sonra Konstantin’in Batı’daki tutumu, ardından Licinius’un Doğu’daki yöneticilere gönderdiği talimatlar. Hıristiyanlığın kamusal alanda var olma hakkı tek bir imzayla değil, bir dizi kararla ve siyasi dengelerin değişmesiyle kazanıldı.
Konstantin ve Licinius’un yaptığı şey, paganizm dahil diğer dinlere tanınan hakları Hıristiyanlara da tanımaktı. Bu nedenle Konstantin döneminde bir “Hıristiyan zaferi”nden söz etmek vakitsizdir. Konstantin’in gözünde Hıristiyanlık, paganizmle uyuşabilen bir inançtı; pagan tapınakları kapatılmadı, eski devlet kültürünün birçok unsuru yaşamaya devam etti. Fakat Hıristiyanlığın devlet korumasına alınması, onun varlığını yasal olarak tanımaktan çok daha fazlasıydı. Piskoposlar imparatorluk sarayında dinlenmeye başladı, kilise mülkleri güvence altına girdi, cemaatler kamusal yaşamın meşru bir parçası hâline geldi. Erken Hıristiyanlık tarihi için son derece önemli olan değişim buydu.
Bu yüzden Milano belgesini, geleneksel adı yanlış olsa bile, tarihsel bir dönemeç olarak anmak yerinde olur. Önemi hukuki biçimde değil, işaret ettiği siyasi yönde yatar: Roma devleti, yüzyıllardır baskı altında tuttuğu bir topluluğu tolere etmekle kalmayıp onunla uzun vadeli bir ilişki kurmaya karar vermişti. Bu karar, kısa süre sonra Konstantinopolis’in kuruluşuna, imparatorluğun Hıristiyan niteliğine ve ortaçağ Avrupa’sının dinî haritasına uzanan bir zincirin ilk halkalarından biriydi.

Kaynakça ve okuma önerileri

  1. • Lactantius, De mortibus persecutorum, 34 ve 48 (Galerius’un buyruğu ve Licinius’un mektubunun Latince metni).
  2. • Eusebios, Historia ecclesiastica, VIII, 17 ve X, 5 (Yunanca aktarımlar).
  3. • O. Seeck, Milano Fermanı’nın yayımlanmadığı yönündeki kuram (1891).
  4. • 1913’te Milano görüşmesinin 1600. yıl dönümü vesilesiyle yayımlanan çalışmalar: E. Schwartz, Kaiser Constantin und die christliche Kirche; F. Dölger (yay.), Gesammelte Studien.

Okumaya devam

Diğer yazılar

2.Dünya Savaşı · Yücel Diril ·

Silahlar Sustu, Barış Gelmedi: 1918-1920

1918-1920 yılları arasında imzalanan ateşkesler ve antlaşmaların (Versailles, Sevr vb.) barış getirmek yerine yeni çatışmalara zemin hazırlamasını inceleyen tarihsel bir inceleme.

Yakın Çağ · Yücel Diril ·

Müstakil Bir Kadın: Hale Asaf’ın Kısa Ömrü

Türk resim sanatının iki öncü kadın sanatçısı Hale Asaf ve Mihri Rasim’in yaşamı, sanat yolculuğu ve sanat tarihindeki yeri üzerine derinlemesine bir inceleme.