Cumhuriyet Tarihi

Çanakkale Savaşı: Mucize mi, Planlama mı? Gerçek Hikâye

Çanakkale Savaşı’nın gerçek hikâyesi: Balkan bozgunu, 18 Mart Deniz Zaferi, Arıburnu ve Anafartalar’da Mustafa Kemal, cephe gerisi ve kayıplardaki gerçekler.

Yazan: · · Güncellendi: · 3 dk okuma

Çanakkale Savaşı, Birinci Dünya Savaşı sırasında 1915 yılı boyunca Çanakkale Boğazı’nda ve Gelibolu Yarımadası’nda yapılan deniz ve kara muharebelerinin genel adıdır. İngiltere ve Fransa’nın önce donanmayla, sonra karaya asker çıkararak İstanbul’a ulaşma planı başarısız oldu; Osmanlı ordusu, büyük kayıplar pahasına Boğaz’ı savundu. Bu yazıda Çanakkale’yi mucize anlatılarının ötesinde, askerî hazırlığın, komuta kararlarının ve halkın fedakârlığının hikâyesi olarak ele alıyoruz.

Balkan bozgunundan reforma

1912–1913 Balkan Savaşları, Osmanlı ordusu için ağır bir travmaydı: Rumeli’nin neredeyse tamamı kaybedilmiş, ordunun hazırlıksızlığı ortaya çıkmıştı. Bunun ardından orduda kapsamlı bir yenilenme başladı. 1913’te Liman von Sanders başkanlığında bir Alman askerî heyeti geldi; subay kadroları gençleştirildi, eğitim ve teşkilat yeniden düzenlendi. Çanakkale’yi savunan ordunun omurgası, bu bozgunun derslerini almış kuşaktı.

18 Mart: Boğaz’ın kilitlenmesi

İtilaf donanması Şubat 1915’te Boğaz’daki tabyaları bombalamaya başladı. Asıl büyük saldırı 18 Mart 1915’te geldi. Savunmanın sırrı, kıyı bataryaları ile mayın hatlarının birlikte çalışmasıydı. Nusrat mayın gemisinin birkaç gün önce Karanlık Liman’a, düşmanın beklemediği bir yere döktüğü mayınlar, o gün sonucu belirledi: Fransız zırhlısı Bouvet dakikalar içinde battı, İngiliz gemileri Irresistible ve Ocean da kaybedildi, birkaç gemi ağır hasar aldı. Donanma geri çekildi ve Boğaz’ı yalnızca gemilerle geçme fikrinden vazgeçildi. Bu günün ayrıntılarını 18 Mart Deniz Zaferi yazımızda anlattık.

Kara savaşları ve Mustafa Kemal

25 Nisan 1915’te İtilaf kuvvetleri yarımadaya çıkarma yaptı: İngilizler güneyde Seddülbahir’e, Avustralya ve Yeni Zelanda birlikleri (ANZAC) Arıburnu’na. Arıburnu’nda 19. Tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal, emir beklemeden birliklerini Conkbayırı sırtlarına sürerek kritik tepelerin düşmana geçmesini engelledi. Ağustos’ta Anafartalar’a yapılan yeni çıkarmada Anafartalar Grubu Komutanı olarak yine belirleyici kararlar verdi. Yarımada aylarca süren siper savaşına sahne oldu ve İtilaf kuvvetleri Aralık 1915 ile Ocak 1916 arasında bölgeyi tamamen boşalttı.

Mucize mi, planlama mı?

Çanakkale hakkında anlatılan pek çok hikâye, zaferi açıklanamaz bir mucize gibi sunar. Askerlerin inancı ve moralinin bu savaşta büyük rol oynadığı doğrudur. Ancak zaferin somut nedenleri de vardır: önceden kurulmuş mayın ve top sistemi, yedek birliklerin doğru yerde tutulması, sahada inisiyatif alan komutanlar ve Boğaz’ın zorlu coğrafyası. Zaferi bu nedenlerle açıklamak, onu küçültmez; aksine, kazananların aklını ve emeğini görünür kılar.

Cephe gerisindeki kahramanlar

Savaş yalnızca siperlerde verilmedi. Anadolu’nun dört bir yanından askere alınan erkeklerin yerine tarlada, atölyede ve hastanelerde kadınlar çalıştı. Yoksul halk elindeki azıcık yiyeceği cepheyle paylaştı; hasta ve yaralılar için kurulan hastanelerde gönüllüler görev aldı. Çanakkale’nin kazanılmasında bu sessiz seferberliğin payı en az cephe kadar büyüktür.

Sayılar ve abartılar

Çanakkale’deki kayıplar her iki taraf için de çok ağırdı. Osmanlı tarafında ölü, yaralı, kayıp ve hastalarla birlikte toplam kayıp iki yüz bini aşar; savaşta ölenlerin sayısı ise kaynaklarda farklı verilir ve çoğu araştırmada elli bin ile seksen bin arasında gösterilir. İtilaf kuvvetlerinde de on binlerce asker hayatını kaybetti. Rakamların bu kadar farklı olması, kayıt yöntemlerinin farklılığından ve hastalıktan ölenlerin hesaba katılıp katılmamasından kaynaklanır.

Millî Mücadele’nin önsözü

Çanakkale, çöküş içindeki bir imparatorluğun son büyük savunma zaferiydi. Ama aynı zamanda yeni bir dönemin habercisiydi: burada kendini kanıtlayan subaylar, birkaç yıl sonra Millî Mücadele’nin kadrolarını oluşturdu. Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki başarısı, onu 19 Mayıs 1919’da başlayacak sürecin doğal önderi hâline getiren etkenlerden biriydi. Bu yüzden Çanakkale, bir milletin “ilk nefesi” olarak da anılır.

Kaynakça ve okuma önerileri

  1. Edward J. Erickson, Gallipoli: The Ottoman Campaign
  2. Tim Travers, Gallipoli 1915

Okumaya devam

Diğer yazılar