Mimar Sinan’ın Eserleri: Şehzade’den Selimiye’ye Bir Usta
Mimar Sinan’ın eserleri ve hayatı: Ağırnas’tan devşirme olarak gelişi, mimarbaşılığı, Şehzade, Süleymaniye ve Selimiye, imzasız yapılar ve kaybolan kafatası.
Mimar Sinan, Osmanlı mimarisinin en büyük ustasıdır. Yaklaşık elli yıl boyunca saray mimarlarının başı olarak görev yaptı; camiler, medreseler, köprüler, hamamlar ve kervansaraylardan oluşan yüzlerce yapıyı tasarladı ya da yapımını yönetti. İstanbul’un siluetini bugünkü hâline getiren de büyük ölçüde onun eserleridir. Ancak bu kadar tanınan bir ustanın hayatı ve kişiliği hakkında bildiklerimiz, sanıldığından daha sınırlıdır.
Ağırnas’tan İstanbul’a
Sinan, Kayseri yakınlarındaki Ağırnas köyünde, 15. yüzyılın sonlarında doğdu. Yavuz Sultan Selim döneminde devşirme olarak Hristiyan bir aileden alındı ve yeniçeri olarak yetiştirildi. Ailesinin kökeni tarihçiler arasında tartışmalıdır. Yeniçeri ocağında marangozluk ve inşaat işleri öğrenen Sinan, katıldığı seferlerde köprüler, gemiler ve askerî yapılar yaparak dikkat çekti. 1538’deki Karaboğdan seferinde Prut nehri üzerine kısa sürede kurduğu köprü, onun yeteneğinin bilinen örneklerinden biridir.
Mimarbaşı
1538 civarında Sinan, Osmanlı sarayının mimarbaşılığına getirildi ve bu görevi ölümüne kadar sürdürdü. Bu makam, imparatorluktaki önemli inşaat işlerinin planlanmasından, yapı malzemesinin sağlanmasından ve ustaların denetlenmesinden sorumluydu. Sinan döneminde mimarlık ocağı, imparatorluğun dört bir yanına mimar yetiştiren büyük bir okul hâline geldi. Sinan’ın yetiştirdiği mimarlar arasında, sonradan Sultanahmet Camii’ni yapacak olan Sedefkâr Mehmed Ağa da vardır.
Çıraklık, kalfalık ve ustalık
Sinan’ın kendi eserleri hakkındaki ünlü değerlendirmesine göre İstanbul’daki Şehzade Camii onun çıraklık, Süleymaniye Camii kalfalık, Edirne’deki Selimiye Camii ise ustalık eseridir. Kanuni Sultan Süleyman’ın genç yaşta ölen oğlu Şehzade Mehmed için yaptırdığı Şehzade Camii, Sinan’ın merkezi kubbe arayışının ilk büyük denemesiydi. Süleymaniye Külliyesi, cami, medreseler, darüşşifa, imaret ve türbeleriyle bir şehir içindeki şehir gibiydi. Selimiye’de ise Sinan, kubbesini sekiz büyük ayağa oturtarak Ayasofya’nınkiyle yarışan, içeriden bütünüyle tek bir mekân gibi algılanan bir yapı yarattı.
Saray kadınları için yapılar
Sinan’ın eserleri yalnızca padişahlar için değildi. Hürrem Sultan için İstanbul’da Haseki Külliyesi’ni ve Haseki Hamamı’nı, Mihrimah Sultan için Üsküdar ve Edirnekapı’daki camileri, Nurbanu Sultan için Üsküdar’daki Atik Valide Külliyesi’ni yaptı. Bu yapıların hikâyesini Hürrem Sultan ve Nurbanu Sultan yazılarımızda da anlattık. Sadrazamlar ve paşalar için de pek çok cami, han ve köprü tasarladı.
İmzasız eserler ve kaynaklar
Osmanlı mimarlığında yapılar genellikle onları yaptıran kişinin adıyla anılır; mimarlar eserlerine imza atmazdı. Bu yüzden Sinan’ın hangi yapıları bizzat tasarladığını anlamak için, hayatında ya da ölümünden kısa süre sonra arkadaşı şair Sâî Mustafa Çelebi’nin hazırladığı eser listeleri temel kaynaktır. Bu listelerde yüzlerce yapı sayılır. Saray minyatürlerinde Sinan’ı gösterdiği düşünülen figürler de vardır, ancak bunların ona ait olduğu kesin değildir.
Kaybolan kafatası
Sinan 1588’de, ileri bir yaşta öldü ve Süleymaniye’nin yakınında, kendi tasarladığı mütevazı türbesine gömüldü. 1930’larda dönemin ırk araştırmaları kapsamında mezarı açılarak kafatası ölçüldü; daha sonra kafatasının kaybolduğu anlaşıldı ve bu olay bir skandal olarak hatırlandı. Kafatası bugün hâlâ bulunamamıştır.
Efsane ve gerçek
Mimar Sinan hakkında pek çok efsane anlatılır: yapılarında bilinçli olarak bıraktığı sırlar, olağanüstü mühendislik hileleri ve gizemli hesaplar bunlardan bazılarıdır. Bu hikâyelerin çoğu belgelere dayanmaz. Sinan’ı büyük yapan ise efsaneler değil, yarım asır boyunca ürettiği ve bugün hâlâ ayakta olan eserlerin kendisidir. Onun hizmet ettiği hükümdarın hayatını Kanuni Sultan Süleyman yazımızda bulabilirsin.
Kaynakça ve okuma önerileri
- Gülru Necipoğlu, The Age of Sinan: Architectural Culture in the Ottoman Empire
- Sâî Mustafa Çelebi, Yapılar Kitabı: Tezkiretü’l-Bünyan ve Tezkiretü’l-Ebniye