Ankara Neden Başkent Oldu? 13 Ekim 1923 Kararının Hikâyesi
Ankara neden başkent oldu? Millî Mücadele’nin merkezi, İstanbul’un savunmasızlığı, 13 Ekim 1923 kanunu, payitaht tartışması ve yeni başkentin inşası.
13 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Türkiye Devleti’nin merkez-i idaresi Ankara şehridir” hükmünü içeren kanunu kabul etti. Böylece yaklaşık 470 yıl boyunca Osmanlı’nın payitahtı olan İstanbul’un yerini, İç Anadolu’nun ortasındaki küçük bir şehir aldı. Bu karar o gün pek çok kişiyi şaşırttı; bugün ise Ankara, cumhuriyetin en güçlü sembollerinden biri olarak görülüyor.
Millî Mücadele’nin merkezi
Ankara’nın başkent oluşunun kökleri Millî Mücadele yıllarına uzanır. Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldi. 16 Mart 1920’de İstanbul resmen işgal edilip Meclis-i Mebusan dağıtılınca, millî iradenin temsilcileri Ankara’da toplandı ve 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Kurtuluş Savaşı boyunca bütün kararlar burada alındı. Bu süreci TBMM’nin açılışı yazımızda anlattık.
Neden Ankara?
Ankara’nın seçilmesinde birkaç etken rol oynadı. Şehir Anadolu’nun ortasında yer alıyordu ve 1892’den beri demiryoluyla İstanbul’a bağlıydı. Denizden uzak olması, onu yabancı donanmaların saldırılarına karşı güvenli kılıyordu. İstanbul ise Birinci Dünya Savaşı ve işgal yıllarında, deniz yoluyla gelen bir tehdide ne kadar açık olduğunu göstermişti. Bunun yanı sıra İstanbul, saltanat ve halifelik kurumlarıyla eski düzenin merkeziydi. Yeni bir devlet kurmak isteyen kadro için Ankara, eski düzenden kopuşun da sembolüydü.
13 Ekim 1923 kanunu
Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının ardından, Ekim 1923’ün başında işgal kuvvetleri İstanbul’dan ayrıldı. Bu sırada başkent meselesi açıkça tartışılmaya başlandı. 9 Ekim’de İsmet Paşa ve arkadaşları, Ankara’nın devletin yönetim merkezi olmasını öngören bir kanun teklifi verdi. Meclis, 13 Ekim 1923’te bu teklifi kabul etti. İki hafta sonra ilan edilecek cumhuriyetin hikâyesini Cumhuriyet’in ilanı yazımızda bulabilirsin.
Başkent ve payitaht
Kararın en çok tartışıldığı yer İstanbul oldu. İstanbul basınının bir bölümü, bu kararın geçici olacağını ve devletin bir gün eski başkentine döneceğini yazdı. Halife Abdülmecid Efendi de 1924’e kadar İstanbul’da kalmaya devam ediyordu. Yabancı elçiliklerin çoğu, uzun süre İstanbul’daki binalarını terk etmek istemedi; büyük bölümü ancak 1920’lerin sonunda ve 1930’larda Ankara’ya taşındı. “Payitaht” ile “başkent” arasındaki bu gerilim, aslında eski imparatorluk ile yeni ulus devlet arasındaki farkı da yansıtıyordu.
Bir bozkır kasabasından başkente
1920’lerin başında Ankara, nüfusu birkaç on bini geçmeyen ve 1916’daki büyük yangının izlerini taşıyan bir şehirdi. Su, elektrik ve konut sorunları büyüktü; ilk yıllarda milletvekilleri ve memurlar zor koşullarda yaşadı. Başkent ilanından sonra hızlı bir imar dönemi başladı. 1928’de açılan yarışmayı kazanan Alman şehir plancısı Hermann Jansen’in hazırladığı plan, Ulus’tan Yenişehir’e uzanan modern bir şehrin temelini attı. Bakanlık binaları, okullar, parklar ve Atatürk Orman Çiftliği gibi projeler, Ankara’yı kısa sürede bir başkente dönüştürdü.
Antik Ankyra’dan bugüne
Ankara’nın tarihi elbette 1923’te başlamaz. Şehir, Galatların ve Romalıların Ankyra’sı, Bizans’ın ve Selçukluların önemli kalelerinden biriydi. Antik dönemdeki öyküsünü Galatlar yazımızda anlattık. 13 Ekim 1923 kararı ise bu eski şehre yeni bir kimlik kazandırdı: Ankara artık bir cumhuriyetin başkentiydi.
Kaynakça ve okuma önerileri
- Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk
- Gönül Tankut, Bir Başkentin İmarı: Ankara (1929-1939)